Yazı Detayı
17 Haziran 2020 - Çarşamba 08:46 Bu yazı 991 kez okundu
 
BOŞANMA HALİNDE ÇALIŞMAYAN EŞİN MALVARLIĞI HAKLARI
Av.Nesibe Gülgün DALKILIÇ
 
 
         Evlenmek iyiniyetle, mutlu bir hayat yaşamak hayali ile başlayan, akla hayale gelmeyecek kabuslarla yaşanıp bitebilen bir hukuki olgudur. Evliliğin maddi ve manevi sonuçları boşanma davası ile mahkemece karar altına alınmaktadır.
        Boşanma davası sonuçlanınca taraflar arasındaki malvarlığına ilişkin hukuki süreç çoğu kez bitmemekte, tarafların ziynet alacağı davasından başlamak üzere özelikle katkı ve katılma alacağı davaları da gündeme gelmektedir. Türk Medeni Kanununun 202-241 maddeleri arasında yer alan Mal rejimlerine ilişkin hükümler 01.01.2002 tarihinden tarihi ve sonrasında meydana gelen evlilikler için özellikle önem arz etmektedir.
         Ölüm, boşanma, evlilik iptali ya da başka bir mal rejiminin kabulü halinde mal rejimi sona erer. Mal rejiminin tasfiyesi davaları olarak nitelenen bu davaların en yaygın olanı Katkı payı ve katılma alacağı davalarıdır. Çok basit bir anlatımla Yeni Tük Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce eşlerin edindiği malların tasfiyesine Katkı payı alacağı davası, 01.01.2020 tarihinden sonra edinilen malların tasfiyesine dair davanın adı katılma alacağıdır. Aradaki fark çok ciddi sonuçlar doğurmaktadır, 01.01.2002 den önce edinilen mallarda çalışmayan eşin katkı payı alması çok zor şartlardadır, ancak 01.01.2020 tarihinden sonra bir mal edinildi ise eş çalışmasa da malın ½ sinin değerini boşandığı eşinden alabilecektir. Bu tarihten önceki evliliklerde eşlerin boşanma halinde ancak malın alımı için yaptıkları parasal katkı KATKI PAYI adı altında hesaplanırken, bu tarihten sonra edinilmiş mallara katılma rejimi yürürlüğe girdiğinden katılma alacağı olarak nitelenmiş ve eşlerden biri hiçbir şekilde çalışmasa ve satın alınan bir malın edinimine hiçbir şekilde parasal katkı yapmasa dahi boşanma halinde edinilmiş malın ½ sini talep edebilecektir.
           Katkı payı alacağı katılma alacağı davaları boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Örneğin bu yazının yazıldığı 05.06.2020 tarihi itibariyle geriye doğru 10 yıldan önce 05.06.2010 tarihinden önce boşanma davası kesinleşmiş ise artık bu davalar açılamayacaktır.
          Sakın unutulmasın bu davaların açılması için ilk koşul tarafların boşanmış olması ya da açılmış bir boşanma davasının bulunmasıdır.
          Hemen belirtmek gerekir ki eşlerden birine intikal etmiş veya edecek miras payı hakkında katkı ve katılma alacağı davaları açılamaz.
           Esasen bu tür anlaşmazlık ve davaların ortaya çıkmasını önlemek için noterden veya tarafların kendi aralarında düzenleyip noterde onaylatılacak mal rejimi sözleşmesi yapılması için yasada hüküm olsa da fazla uygulama alanı yoktur, büyük şehirlerde ve malvarlığı değeri yüksek ailelerde daha fazla uygulanmaktadır. Esasen olması gereken budur, fakat evlenmeden önce bu tür malvarlığı konuşulması aileler arasında samimiyetsizlik gibi görüldüğünden uygulaması azdır.
             Bu konu birçok Yargıtay ve İstinaf Mahkemesi kararında belirtilmiş, aşağıda sunduğum Yargıtay 8.HD. kararı ile daha da iyi anlaşılabilir olacağı kanısıyla sizlere aktarıyoruz. Katkı ve Katılma alacağı davaları kişisel mal-edinilmiş mal ayrımları, ziynet eşyası ve değer artış payı alacakları, zamanaşımı ve faizi gibi çok çeşitli ihtimaller içeren ve son derece büyük önem arz eden, deliller toplandıktan sonra mal rejimine ilişkin alınacak bilirkişi incelemesi sonucu karar verilen davalardır.
Herkese mutlu ve huzurlu bir ömür dilerim. Cuma,05.06.2020
                                                                                                                           AV. NESİBE GÜLGÜN DALKILIÇ
İLGİLİ YARGITAY KARARI;
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ 2014/15372 E. , 2015/22487 K.
          ÖZET: Katılma alacağı yasadan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunmasına gerek olmadığı-
DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı
         B.. Ö.. ile M.. S.. aralarındaki katılma alacağı davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair Ankara Batı 2. Aile Mahkemesi'nden verilen 24.12.2013 gün ve ... sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
          Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmaz nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, birikim olarak yaptığı altın ve paralarla dava konusu taşınmazı aldığını, davacının katkısı bulunmadığından açılan davanın reddini savunmuştur.
          Mahkemece, taşınmazın edinilmesinde davalının kişisel malı olan altınların kullanıldığı kabul edilerek denkleştirme yapılmak suretiyle artık değer hesaplanarak davanın kısmen kabulü ile, 6.429,36 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
           Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m.229) ve denkleştirmeden (TMK m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
         Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır(TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
             Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222). -//-
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
            Somut olaya gelince; eşler, 19.09.1996 tarihinde evlenmiş, 03.11.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu taşınmaz, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 17.12.2007 tarihinde satın alınarak davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Davacının diğer temyiz itirazına gelince; Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre, katılma alacağına konu edilen 17.12.2007 tarihinde 3. kişiden satın alınarak davalı eş adına tescil edilen taşınmazın satış bedeli davalı eşin yatırım amacıyla biriktirdiği altınların da kulanılmasıyla karşılanmıştır. Mahkemece altınların davalının kişisel malı olarak kabul edilerek denkleştirme yapılmış ise de; davalı gösterdiği delillerle bu altınların kişisel mal olduğunu kanıtlayamamıştır. Altın bedelinin edinilmiş mal niteliğinde olduğu (TMK m. 222/son) ve taşınmazın bedelinden denkleştirme yapılmasının gerektirmediği göz önüne alınarak hesaplama yapılması gerekirken denkleştirme yapılması doğru olmamıştır. O halde, taşınmazın tümüyle edinilmiş mal kabul edilerek, karar tarihi ile temyiz inceleme tarihi arasında makul olmayacak süre geçtiği de gözönünde bulundurularak taşınmazın karar tarihinde değeri konusunda ek rapor alınarak gerçekleşecek sonuca göre katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
            SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle davacının 2. bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 109,80 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 14.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
 
Etiketler: BOŞANMA, HALİNDE, ÇALIŞMAYAN, EŞİN, MALVARLIĞI, HAKLARI,
Yorumlar
Haber Yazılımı